home
go back

sahip değilim, ama memnunum

6 min readtürkçe

  • digital ownership
  • technology
  • internet

artık pek çok şeye sahip olmaktan ziyade erişiyoruz. ve bu bana hiç garip gelmiyor. çok garip değil mi?

spotify'da bir müzik kütüphanem var. herkes gibi sevdiğim şarkıları kaydediyor, albümler ekliyor ve playlist'ler hazırlıyorum. spotify da zaten buna "kütüphanem" diyor.

ama içerideki hiçbir şarkı benim değil. spotify premium aldığımda bir albümü ya da şarkıyı satın almıyorum. spotify'ın o sırada platformunda tutabildiği müziklere bir ay daha erişiyorum. bir şarkı katalogdan kalktığında benim kütüphanemden de kalkıyor.

bunların farkında olmama rağmen bu durum beni rahatsız etmiyor. spotify'ın nasıl çalıştığını yanlış anladığım için değil; zaten bir şarkıya ya da albüme sahip olmayı beklemediğim için.

bana da batmıyor

ortada hiçbir kandırmaca yok. spotify bana albüm sattığını söylemiyor, ben de satın aldığımı sanmıyorum. anlaşma açık. para verdiğim sürece spotify'ın o sırada sunabildiği müzikleri dinleyebiliyorum.

yine de uygulamanın içinde sanki bana ait şeylerden konuşuyoruz. kütüphanem, albümlerim, yıllardır hazırladığım playlist'ler... bunları kendime ait hissediyorum çünkü ben seçtim, ben düzenledim ve ne zaman istesem karşımdalar. oradalar, istediğim zaman erişebiliyorum.

ama bu düzenin sınırlarını ben belirlemiyorum. hesabıma erişemezsem yıllardır oluşturduğum şeylere de erişemiyorum. başka bir müzik servisine geçmek istediğimde yanımda götürebildiğim şey çoğu zaman kütüphanemin kendisi değil, ancak içindekilerin bir listesi oluyor.

bütün bunları biliyorum. yine de bir albümün kopyasının bende olmaması bana eksiklik gibi gelmiyor. sanırım asıl merak ettiğim şey de bu.

bilgisayarda bir şey yaparken sorabileceğimiz bazı soruları artık pek sormuyoruz.

  • bu şey nerede duruyor?
  • bir kopyası bende var mı?
  • kullandığım servis yarın ortadan kalkarsa elimde ne kalır?
  • başka bir yere geçmek istersem gerçekten götürebilir miyim?

bu biraz kullanılmayan bir kas gibi. cevapları bilmediğimiz için değil, çoğu zaman soruları sormaya ihtiyaç duymadığımız için zayıflıyor. her şey çalıştığı sürece sahip olmakla erişebilmek arasındaki fark pek de görünmüyor.

satın almak artık ne demek?

spotify bu meselenin en kolay tarafı. orada hiçbirimiz bir şey satın aldığımızı düşünmüyoruz zaten, her ay para ödüyor ve hizmet devam ettiği sürece kataloğa erişiyoruz.

asıl ilginç olan, gerçekten "satın al" düğmesine bastığımız şeylerde de ilişkinin bundan çok farklı olmaması. bir oyun, film, e-kitap ya da program için tam ücret ödüyoruz. ama elimize çoğu zaman bağımsız bir kopya geçmiyor. onun yerine hesabımıza o ürünü kullanabileceğimizi söyleyen bir kayıt ekleniyor.

bir zamanlar satın alma işlemi bittikten sonra satıcıyla ilişkimiz de büyük ölçüde bitiyordu. aldığımız kitap, kaset, oyun diski ya da programın kurulum dosyası bizde kalıyordu. mağaza kapanabilir, şirket batabilir ya da başka bir ürüne geçebilir, yıllar boyunca hiçbir güncelleme gelmeyebilirdi. elimizdeki şeyi kullanmaya devam etmek için bunların hiçbiriyle yeniden konuşmamız gerekmiyordu.

bugün ise satın aldığımız şeyle aramızda şirket de kalmaya devam ediyor. hesabımızın açık olması, mağazanın çalışması, lisansın doğrulanması ya da içeriğin yayın haklarının devam etmesi gerekebiliyor. bunlardan biri ortadan kalktığında, parasını çoktan ödediğimiz bir şeye erişimimiz de ortadan kalkabiliyor.

günlük kullanımda bunun farkını pek hissetmiyoruz. oyun kütüphanemizde duruyor, filme tıklayınca açılıyor, kitap kaldığımız sayfadan devam ediyor. sistem çalıştığı sürece satın almakla erişim hakkına sahip olmak aynı şeymiş gibi duruyor. değiller tabii. ama aradaki farkı çoğu zaman ancak bir şeyler ters gittiğinde hatırlıyoruz.

bunun yakın tarihli örneklerinden biri anthem. electronic arts 12 ocak 2026'da sunucuları kapattığında oyun, daha önce satın alanlar için de tamamen kullanılamaz hale geldi. çünkü anthem çevrimdışı bir oyun değildi. kapandıktan sonra oyun dosyalarının bilgisayarımızda, satın alma kaydının da hesabımızda durması hiçbir anlam ifade etmiyordu.

satın alma işlemi yıllar önce bitmişti ama şirketle aramızdaki ilişki bitmemişti.

oyunu kullanmaya devam edebilmemiz için electronic arts'ın da onu çalıştırmaya devam etmesi gerekiyordu.

bir de kendi ürettiklerimiz var

satın aldığımız şeylerin bir lisans ya da çalışan bir servise bağlı olması bir yere kadar anlaşılabilir. sonuçta oyunu, filmi ya da kitabı üreten biz değiliz.

ama benzer durum kendi ürettiğimiz şeylerde de var.

notion'da tuttuğumuz notları biz yazıyoruz. figma'daki tasarımı biz yapıyoruz. canva'daki sunumu biz hazırlıyoruz. fotoğrafları biz çekiyor, playlist'leri biz oluşturuyoruz. bunların hepsinde içerik bize ait gibi hissediyoruz çünkü gerçekten de biz üretiyoruz.

fakat göründüğü üzere üretmiş olmakla o şey üzerinde tam kontrol sahibi olmak bambaşka şeyler.

figma'daki tasarımın dosyasını indirebiliyorum ama yorumlar ve sürüm geçmişi dahil olmuyor. notion'dan bütün notlarımı indirebilirim ama başka bir uygulamada aynı düzenle, aynı bağlantılarla ve aynı şekilde çalışmaya devam edemeyebilirim.

dosyayı almakla, içinde çalıştığımız ortamı yanımızda götürmek aynı şey değil.

bu fark zaten servisler hayattayken önemli değil; notion'u açıyoruz ve notlarımız orada, figma'ya giriyoruz tasarımlarımız orada. yıllardır biriktirdiğimiz her şeye ulaşabiliyoruz.

bütün bunların gerçekten ne kadar bize ait olduğunu ancak onları başka bir yere götürmek istediğimizde anlamaya başlıyoruz.

rahatlığın karşılığı

böyle anlatınca sanki çok kötü bir anlaşma yapmışız gibi duruyor. hiç de öyle değil.

spotify'ı kullanıyorum çünkü bütün müzik arşivimi kendim yönetmek istemiyorum. figma'yı kullanıyoruz çünkü kimse bir dosyayı indirip birine göndererek, sonra onu düzenlediği halini geri alarak çalışmak istemez. telefonumu değiştirdiğimde fotoğraflarımın, notlarımın ve diğer şeylerin nerede olduğunu düşünmek istemiyorum.

bunların hepsi muazzam rahatlıklar. hatta çoğu, eski yönteme dönmeyi istemeyeceğim kadar iyi.

bir servisin içinde çalışan şeylerin en büyük avantajı da biraz burada. her cihazda aynı şeye ulaşıyoruz, değişiklikler kendiliğinden senkronize oluyor, bir şey bozulduğunda çoğu zaman yedeğini düşünmek zorunda kalmıyoruz. başka insanlarla aynı şey üzerinde çalışmak da çok daha kolay.

spotify'ın bana sunduğu şey birkaç albüm değil mesela. o anda erişebildiği devasa bir katalog. figma yalnızca tasarım yapılabilen bir araç değil, aynı zamanda başkalarıyla birlikte aynı dosyanın üzerinde çalışılabilen bir ortam. bunların karşılığında servislerin aradan tamamen çekilmesini beklemek pek gerçekçi değil.

sanırım mesele zaten bu anlaşmanın kötü olması değil. en azından benim için. çoğu zaman gerçekten iyi bir anlaşma olduğu için bu kadar kolay kabul ettik ve alıştık. ama rahatlığın karşılığında verdiğimiz şeyler de bir anda kaybolmadı. yalnızca günlük hayatta daha az göze batıyor.

düzen tesadüf değil

biz bu modeli seviyoruz. çünkü rahat. şirketlerin de sevmesi için gayet iyi sebepler var.

bir programı bir kez satıp kullanıcıyla ilişkinin bitmesiyle, o kullanıcının yıllarca aynı servis içinde kalması aynı şey değil. abonelik devam ediyor, hesap orada duruyor, alışkanlıklar oluşuyor, zamanla başka yere taşınması zorlaşan şeyler birikiyor.

üstelik servis çalışmaya devam ettiği sürece ürün üzerindeki kontrol de büyük ölçüde şirkette kalıyor. hangi özelliklerin sunulacağına, neyin değişeceğine, fiyatın ne olacağına, eski bir sürümün ne kadar yaşayacağına ya da ürünün ne zaman tamamen kapatılacağına şirket karar veriyor.

bunu şirketlerin "kötü niyet"iyle açıklamak bana çok kolay geliyor. ortada kötü bir niyet olmak zorunda değil. bu model onlar için değerli, bizim için de rahat.

zaten biraz garip olan tarafı da bu.

biz senkronizasyonu, yedeklemeyi, her yerden erişilebilmeyi ve birlikte çalışmak gibi şeyleri aldık. şirketler de kullanıcıyla ilişkisinin satın alma anında bitmediği, ürün üzerinde daha fazla söz sahibi olduğu bir düzen aldı. iki taraf da bir şey kazandı.

tek sorun, bu düzen o kadar normal hale geldi ki ne verdiğimizi düşünmek için pek sebebimiz kalmadı.

bu da bana yeter

bu yazıya başlarken niyetim biraz daha başkaydı. bir süredir bu konuyu düşünüyor, ucundan kıyısından tutup sonunda "bakın, kocaman şirketlere hayatımızı bıraktık" diyebileceğim bir yer arıyordum. açıkçası biraz da düzgün bir eleştiri çıkarmak istiyordum. fakat yazdıkça istediğim kadar tek taraflı bir hikayenin çıkmayacağını fark ettim.

evet, sahip olduğumuz şeylerle aramızdaki mesafe arttı. bazı şeyleri artık satın almıyor, erişiyoruz. kendi ürettiğimiz şeylerin bile nerede ve nasıl yaşayacağına tek başımıza karar veremiyoruz. bunların hepsi, hala, doğru.

bütün bunları istemeye istemeye kabul etmiş değiliz. gayet severek kullanıyoruz. bazen denge bizim aleyhimize fazla kaçıyor, bazen de yıllarca hiçbir sorun yaşamadan kullanıp gidiyoruz.

sanırım başta aradığım o tek taraflı hikayeyi bulamadım. ama bu düzeni neden bu kadar kolay benimsediğimi anladım.

bu da bana yeter.